Sure #37Meccan182 VersesJuz 23
الصافات

Sure As-Saffat

Meaning: Those Who Set The Ranks

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1

وَاَلصَّٰٓفَّٰتِ صَفࣰّ ا

Yemin olsun o saf bağlayıp dizilenlere/o saflar tutturup sıraya dizilenlere/o kanatlarını açıp toplayarak uçanlara

2

فَاَلزَّٰجِرَٰتِ زَجۡرࣰ ا

O haykırarak sevk edenlere/o göğüs gererek durduranlara

3

فَاَلتَّٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا

O Zikir okuyanlara

4

إِنَّ إِلَٰهَكُمۡ لَوَٰحِدࣱ‏

Ki sizin ilahınız hiç kuşkusuz bir ve tektir

5

رَّبُّ اُ۬لسَّمَٰوَٰتِ وَاَلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا وَرَبُّ اُ۬لۡمَشَٰرِقِ

Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O; doğuların da Rabbidir O

6

إِنَّا زَيَّنَّا اَ۬لسَّمَآءَ اَ۬لدُّنۡيٜ ا بِزِينَةِ اِ۬لۡكَوَاكِبِ

Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık

7

وَحِفۡظࣰ ا مِّن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ مَّارِدࣲ‏

Ve her türlü inatçı, âsi şeytandan koruduk

8

لَّا يَسۡمَعُونَ إِلَى اَ۬لۡمَلَإِ اِ۬لۡأَعۡلَىٰ وَيُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ‏

Onlar ne kadar çırpınsalar da o yüce konseyi dinleyemezler. Ve her taraftan atışa tutulurlar

9

دُحُورࣰ اۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ

Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır

10

إِلَّا مَنۡ خَطِفَ اَ۬لۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ‏

Yüce konseyden bir söz çalıp çarpan olabilirse de onun peşine hemen delici, alevli bir yıldız takılır

11

فَاَسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَآۚ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّن طِينࣲ لَّازِبِۢ

Şimdi sor onlara: Yaratış ve yaratılış bakımından onlar mı daha güçlüdür, yoksa bizim yarattığımız şuurlular mı? Gerçek şu ki, biz onları bir cıvık çamurdan yarattık

12

بَلۡ عَجِبۡتَ وَيَسۡخَرُونَ

Ama sen şaşırdın, onlarsa alay ediyorlar

13

وَإِذَا ذُكِّرُواْ لَا يَذۡكُرُونَ

Düşünüp taşınmaya çağrıldıklarında düşünmüyorlar

14

وَإِذَا رَأَوۡاْ ءَايَةࣰ يَسۡتَسۡخِرُونَ

Bir ayetle yüzyüze geldiklerinde, dudak büküp eğleniyorlar

15

وَقَالُوٓاْ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينٌ

Şöyle dediler: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir

16

أَٰ۟ذَا مُتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَٰ۟نَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı? Biz gerçekten diriltilecek miyiz

17

أَوَ ءَابَآؤُنَا اَ۬لۡأَوَّلُونَ

Önceki atalarımız da mı

18

قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَٰخِرُونَ

De ki: "Evet! Ve, siz de! Aşağılanmış, ezilmiş olarak

19

فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ يَنظُرُونَ

Müthiş bir komut sesidir O. Onlar öylece bakakalacaklar

20

وَقَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا هَٰذَا يَوۡمُ اُ۬لدِّينِ

Şöyle derler: "Vay başımıza! Din günüdür bu

21

هَٰذَا يَوۡمُ اُ۬لۡفَصۡلِ اِ۬لَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

O yalanlayıp durduğunuz ayrım günüdür bu

22

۞اَ۟حۡشُرُواْ اُ۬لَّذِينَ ظَلَمُواْ وَأَزۡوَٰجَهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَعۡبُدُونَ

Toplayın o zulmedenleri; eşlerini de. O tapınıp durmuş olduklarını da toplayın

23

مِن دُونِ اِ۬للَّهِ فَاَهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطِ اِ۬لۡجَحِيمِ

Allah´tan başka tapınmış olduklarını. Sürün onları cehennemin yoluna

24

وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ

Durdurun onları, çünkü hepsi sorguya çekilecekler

25

مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ

Neniz var da birbirinize yardım etmiyorsunuz

26

بَلۡ هُمُ اُ۬لۡيَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ

Edemezler! Bugün hepsi teslim bayrağını çekmiş durumdadır

27

وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Birbirlerine dönerek birşeyler sorup duruyorlar

28

قَالُوٓاْ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ اِ۬لۡيَمِينِ

Dediler: "Siz bize sağ taraftan geliyordunuz

29

قَالُواْ بَل لَّمۡ تَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ

Ötekiler dediler: "Hayır, siz zaten inanmıyordunuz

30

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيۡكُم مِّن سُلۡطَٰنِۢۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰ ا طَٰغِينَ

Bizim size karşı bir sultamız yoktu. İşin esası şu ki siz azmış bir topluluktunuz

31

فَحَقَّ عَلَيۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَآۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ

Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Tadacağımızı elbette tadacağız

32

فَأَغۡوَيۡنَٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ

Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik

33

فَإِنَّهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ فِي اِ۬لۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ

Onlar o gün azap içinde ortaklık kurmuşlardır

34

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِالۡمُجۡرِمِينَ

İşte böyle yaparız biz suçlulara/günahkârlara

35

إِنَّهُمۡ كَانُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَهُمۡ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا اَ۬للَّهُ يَسۡتَكۡبِرُونَ

Onlar, kendilerine, "Allah´tan başka ilah yoktur" dendiğinde, kibirleniyorlardı

36

وَيَقُولُونَ أَٰى۪نَّا لَتَارِكُوٓاْ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۢ

Ve şöyle diyorlardı: "Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımızı mı terk edeceğiz

37

بَلۡ جَآءَ بِالۡحَقِّ وَصَدَّقَ اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

Hayır, öyle değil! O, hakkı getirmişti. Diğer peygamberleri de tasdik etmişti

38

إِنَّكُمۡ لَذَآئِقُواْ اُ۬لۡعَذَابِ اِ۬لۡأَلِيمِ

Yemin olsun, siz o acıklı azabı mutlaka tadacaksınız

39

وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Ve yalnız, yapıp ettiklerinizin karşılığıyla cezalandırılacaksınız

40

إِلَّا عِبَادَ اَ۬للَّهِ اِ۬لۡمُخۡلِصِينَ

Allah´ın içtenliğe erdirilmiş temiz kulları başkadır

41

أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Onlar için belirlenmiş bir rızık vardır

42

فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ

Çeşit çeşit meyveler vardır. İkramla karşılanan kişilerdir onlar

43

فِي جَنَّٰتِ اِ۬لنَّعِيمِ

Nimetlerle dolu cennetlerdedirler

44

عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Karşılıklı koltuklar üzerindedirler

45

يُطَافُ عَلَيۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينِۢ

Kaynaktan doldurulmuş kadehler dolandırılır çevrelerinde

46

بَيۡضَآءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّٰرِبِينَ

Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler

47

لَا فِيهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا يُنزَفُونَ

Sersemletme/başağrısı yok onda. Sarhoş da olmazlar ondan

48

۞وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ اُ۬لطَّرۡفِ عِينࣱ‏

Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır

49

كَأَنَّهُنَّ بَيۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ‏

Korunmuş yumurtalar gibidir onlar

50

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Birbirlerine dönüp birşeyler sorarlar

51

قَالَ قَآئِلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينࣱ‏

İçlerinden bir sözcü şöyle der: "Benim yakın bir arkadaşım vardı

52

يَقُولُ أَٰ۟نَّكَ لَمِنَ اَ۬لۡمُصَدِّقِينَ

Derdi ki: "Sen gerçekten şunu tasdik edenlerden misin

53

أَٰ۟ذَا مُتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَٰ۟نَّا لَمَدِينُونَ

Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacak mıyız

54

قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Dedi: "Siz de bir araştırır mısınız

55

فَاَطَّلَعَ فَرَء۪اهُ فِي سَوَآءِ اِ۬لۡجَحِيمِ

Araştırdı, nihayet onu cehennemin ta ortasında gördü

56

قَالَ تَاَللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِينِ

Dedi: "Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin

57

وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ اَ۬لۡمُحۡضَرِينَ

Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım

58

أَفَمَا نَحۡنُ بِمَيِّتِينَ

Peki, biz artık ölmeyecek miyiz

59

إِلَّا مَوۡتَتَنَا اَ۬لۡأُولٜ يٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ

Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi

60

إِنَّ هَٰذَا لَهۡوَ اَ۬لۡفَوۡزُ اُ۬لۡعَظِيمُ

Doğrusu bu, büyük başarının ta kendisidir

61

لِمِثۡلِ هَٰذَا فَلۡيَعۡمَلِ اِ۬لۡعَٰمِلُونَ

Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar

62

أَذَٰلِكَ خَيۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ اُ۬لزَّقُّومِ

Ödül ve ikram olarak, bu mu daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı

63

إِنَّا جَعَلۡنَٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّٰلِمِينَ

O ağaç ki, zalimler için onu bir fitne yaptık

64

إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِيٓ أَصۡلِ اِ۬لۡجَحِيمِ

Cehennemin ta dibinden çıkan bir ağaçtır o

65

طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ اُ۬لشَّيَٰطِينِ

Tomurcukları tıpkı şeytanların başlarıdır

66

فَإِنَّهُمۡ لَأٓكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا اَ۬لۡبُطُونَ

Onlar ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklar

67

ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَيۡهَا لَشَوۡبࣰ ا مِّنۡ حَمِيمࣲ‏

Sonra onların, o yedikleri üzerine kaynar su karıştırılmış bir içecekleri vardır

68

ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِاْلَى اَ۬لۡجَحِيمِ

Sonra onların dönüşleri doğrudan doğruya cehennemedir

69

إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡاْ ءَابَآءَهُمۡ ضَآلِّينَ

Çünkü onlar, babalarını sapıtmış kişiler halinde bulmalarına rağmen

70

فَهُمۡ عَلَىٰٓ ءَاثٰ۪رِهِمۡ يُهۡرَعُونَ

Kendileri de hâlâ onların eserleri ardınca koşturuyorlar

71

وَلَقَد ضَّلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ اُ۬لۡأَوَّلِينَ

Yemin olsun, daha önce ilk nesillerin çoğu da sapmıştı

72

وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Yemin olsun, onların içlerinde uyarıcılar görevlendirmiştik

73

فَاَنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ اُ۬لۡمُنذَرِينَ

Bir bak, nasıl oldu uyarılanların sonu

74

إِلَّا عِبَادَ اَ۬للَّهِ اِ۬لۡمُخۡلِصِينَ

Ancak Allah´ın samimi, temiz kulları kurtuldu

75

وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ اَ۬لۡمُجِيبُونَ

Yemin olsun, Nûh bize yakarmıştı da ne güzel karşılık vermiştik biz

76

وَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ اَ۬لۡكَرۡبِ اِ۬لۡعَظِيمِ

Ve kurtarmıştık onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan

77

وَجَعَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ اُ۬لۡبَاقِينَ

Onun zürriyetini, evet onları kalıcılar yaptık

78

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي اِ۬لۡأٓخِرِينَ

Sonrakiler içinde, ona işaret eden bir şey bıraktık

79

سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِي اِ۬لۡعَٰلَمِينَ

Selam olsun Nûh´a âlemler içinde

80

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي اِ۬لۡمُحۡسِنِينَ

İşte böyle ödüllendiririz biz, güzel davrananları

81

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا اَ۬لۡمُؤۡمِنِينَ

O, bizim inanan kullarımızdandı

82

ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا اَ۬لۡأٓخَرِينَ

Sonra ötekileri boğuverdik

83

۞وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبۡرَٰهِيمَ

Hiç kuşkusuz, İbrahim de onun grubundandı

84

إِذ جَّآءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِيمٍ

Rabbine, tertemiz bir kalple gelmişti

85

إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ

Babasına ve toplumuna sormuştu: "Siz neye kulluk/ibadet ediyorsunuz

86

أَٰى۪فۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ اَ۬للَّهِ تُرِيدُونَ

Allah´ı bırakıp da birtakım uydurma ilahları mı istiyorsunuz

87

فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ اِ۬لۡعَٰلَمِينَ

Âlemlerin Rabbi hakkında düşünceniz nedir

88

فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِي اِ۬لنُّجُومِ

Bu arada İbrahim yıldızlara bir göz attı

89

فَقَالَ إِنِّي سَقِيمࣱ‏

Şöyle dedi: "Ben hastayım

90

فَتَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ مُدۡبِرِينَ

Bunun üzerine ondan gerisin geri kaçtılar

91

فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ

O da onların ilahlarının yanına sokulup dedi: "Bir şey yemez misiniz

92

مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ

Neniz var ki, konuşmuyorsunuz

93

فَرَاغَ عَلَيۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِالۡيَمِينِ

İyice yanlarına sokulup sağ eliyle bir darbe indirdi

94

فَأَقۡبَلُوٓاْ إِلَيۡهِ يَزِفُّونَ

Bir süre sonra, halkı koşarak İbrahim´e geldi

95

قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ

İbrahim dedi: "Elinizle yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz

96

وَاَللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ

Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır

97

قَالُواْ اُ۪بۡنُواْ لَهُۥ بُنۡيَٰنࣰ ا فَأَلۡقُوهُ فِي اِ۬لۡجَحِيمِ

Dediler: "Şunun için bir bina yapın da bunu ateşin ortasına fırlatın

98

فَأَرَادُواْ بِهِۦ كَيۡدࣰ ا فَجَعَلۡنَٰهُمُ اُ۬لۡأَسۡفَلِينَ

Ona tuzak kurmak istediler ama, biz onları sefiller, reziller haline getirdik

99

وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهۡدِينِ

İbrahim dedi: "Kuşkunuz olmasın ki ben Rabbime gideceğim, O bana kılavuzluk edecek

100

رَبِّ هَبۡ لِي مِنَ اَ۬لصَّٰلِحِينَ

Rabbim, bana barış ve iyilik sevenlerden birini lütfet

101

فَبَشَّرۡنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمࣲ‏

Bunun üzerine biz, İbrahim´e yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik

102

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ اُ۬لسَّعۡيَ قَالَ يَٰبُنَيِّ إِنِّيَ أَر۪يٰ فِي اِ۬لۡمَنَامِ أَنِّيَ أَذۡبَحُكَ فَاَنظُرۡ مَاذَا تَر۪يٰۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ اِ۪فۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ اَ۬للَّهُ مِنَ اَ۬لصَّٰبِرِينَ

Çocuk onunla birlikte koşacak yaşa gelince, İbrahim dedi: "Yavrucuğum, uykuda/düşte görüyorum ki ben seni boğazlıyorum. Bak bakalım sen ne görürsün/sen ne dersin?" "Babacığım, dedi, emrolduğun şeyi yap! Allah dilerse beni sabredenlerden bulacaksın

103

فَلَمَّآ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِينِ

Böylece ikisi de teslim olup İbrahim onu şakağı üzerine yatırınca

104

وَنَٰدَيۡنَٰهُ أَن يَٰٓإِبۡرَٰهِيمُ

Biz şöyle seslendik: "Ey İbrahim

105

قَد صَّدَّقۡتَ اَ۬لرُّءۡيٜ آۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي اِ۬لۡمُحۡسِنِينَ

Sen rüyayı gerçekleştirdin. İşte biz, güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz

106

إِنَّ هَٰذَا لَهۡوَ اَ۬لۡبَلَٰٓؤُاْ اُ۬لۡمُبِينُ

Bu, hiç kuşkusuz apaçık imtihanın ta kendisiydi

107

وَفَدَيۡنَٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِيمࣲ‏

Ve ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik

108

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي اِ۬لۡأٓخِرِينَ

Sonra gelenler içinde onu hatırlatan bir şey bıraktık

109

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبۡرَٰهِيمَ

Selam olsun İbrahim´e

110

كَذَٰلِكَ نَجۡزِي اِ۬لۡمُحۡسِنِينَ

Böyle ödüllendiririz biz, güzellik sergileyenleri

111

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا اَ۬لۡمُؤۡمِنِينَ

O da bizim inanan kullarımızdandı

112

وَبَشَّرۡنَٰهُ بِإِسۡحَٰقَ نَبِيࣰّ ا مِّنَ اَ۬لصَّٰلِحِينَ

Biz ona, hayrı ve barışı sevenlerden bir peygamber olan İshak´ı müjdeledik

113

وَبَٰرَكۡنَا عَلَيۡهِ وَعَلَىٰٓ إِسۡحَٰقَۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِينࣱ‏

Ona da İshak´a da bereketler lütfettik. Onların zürriyetlerinden iyi düşünüp iyi davranan da var, öz benliğine açıkça zulmeden de var

114

۞وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسٜ يٰ وَهَٰرُونَ

Yemin olsun, biz Mûsa ve Hârun´a da lütufta bulunduk

115

وَنَجَّيۡنَٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ اَ۬لۡكَرۡبِ اِ۬لۡعَظِيمِ

Onları ve toplumlarını büyük sıkıntıdan kurtardık

116

وَنَصَرۡنَٰهُمۡ فَكَانُواْ هُمُ اُ۬لۡغَٰلِبِينَ

Onlara yardım ettik de galip gelenler kendileri oldular

117

وَءَاتَيۡنَٰهُمَا اَ۬لۡكِتَٰبَ اَ۬لۡمُسۡتَبِينَ

Onlara, açık seçik bilgi sunun Kitap´ı verdik

118

وَهَدَيۡنَٰهُمَا اَ۬لصِّرَٰطَ اَ۬لۡمُسۡتَقِيمَ

Her ikisini dosdoğru yola kılavuzladık

119

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِمَا فِي اِ۬لۡأٓخِرِينَ

Sonradan gelenler içinde, her ikisini hatırlatan bir şey bıraktık

120

سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسٜ يٰ وَهَٰرُونَ

Selam olsun Mûsa´ya ve Hârun´a

121

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي اِ۬لۡمُحۡسِنِينَ

Güzel düşünüp güzel davrananları biz böyle ödüllendiririz

122

إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا اَ۬لۡمُؤۡمِنِينَ

O ikisi de bizim inanan kullarımızdandı

123

وَإِنَّ إِلۡيَاسَ لَمِنَ اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

İlyas da elbette ki peygamberlerdendi

124

إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ

O da toplumuna şöyle demişti: "Hâlâ korkup sakınmıyor musunuz

125

أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰ ا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ اَ۬لۡخَٰلِقِينَ

Bal´e yalvarıp yakarıyor, yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz

126

اَ۬للَّهُ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ اُ۬لۡأَوَّلِينَ

Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah´ı terk mi ediyorsunuz

127

فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Sonunda onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka huzura getirileceklerdir

128

إِلَّا عِبَادَ اَ۬للَّهِ اِ۬لۡمُخۡلِصِينَ

Allah´ın samimi, seçkin kulları müstesna

129

وَتَرَكۡنَا عَلَيۡهِ فِي اِ۬لۡأٓخِرِينَ

Sonrakiler içinde İlyas´ı hatırlatacak bir şey de bıraktık

130

سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلۡ يَاسِينَ

Selam olsun İlyas´a

131

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي اِ۬لۡمُحۡسِنِينَ

Güzel düşünüp güzel davrananları böyle ödüllendiririz biz

132

إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا اَ۬لۡمُؤۡمِنِينَ

Bizim inanan kullarımızdandı o

133

وَإِنَّ لُوطࣰ ا لَّمِنَ اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

Hiç kuşkusuz, Lût da peygamberlerdendi

134

إِذۡ نَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَ

Onu ve ailesini toptan kurtarmıştık biz

135

إِلَّا عَجُوزࣰ ا فِي اِ۬لۡغَٰبِرِينَ

Ancak terk edilenler içinde kalan kocakarı hariç

136

ثُمَّ دَمَّرۡنَا اَ۬لۡأٓخَرِينَ

Sonra ötekileri yerle bir ettik

137

وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَيۡهِم مُّصۡبِحِينَ

Kuşkusuz ki, siz onların yanından sabahları geçiyorsunuz

138

وَبِالَّيۡلِۗ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ

Geceleyin de. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz

139

وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

Yûnus da gönderilen elçilerdendi

140

إِذۡ أَبَقَ إِلَى اَ۬لۡفُلۡكِ اِ۬لۡمَشۡحُونِ

Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı

141

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ اَ۬لۡمُدۡحَضِينَ

Sonra kura çekti de kaybedenlerden oldu

142

فَاَلۡتَقَمَهُ اُ۬لۡحُوتُ وَهۡوَ مُلِيمࣱ‏

Derken, kendisini balık yutmuştu. O kendi kendini kınayıp duruyordu

143

فَلَوۡلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ اَ۬لۡمُسَبِّحِينَ

Eğer tespih edenlerden olmasaydı

144

لَلَبِثَ فِي بَطۡنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

İnsanların diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalacaktı

145

فَنَبَذۡنَٰهُ بِالۡعَرَآءِ وَهۡوَ سَقِيمࣱ‏

Bir süre sonra onu, çıplak araziye attık. Hastalanmıştı

146

۞وَأَنۢبَتۡنَا عَلَيۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن يَقۡطِينࣲ‏

Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik

147

وَأَرۡسَلۡنَٰهُ إِلَىٰ مِاْئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ يَزِيدُونَ

Onu yüz bin kişiye yahut daha fazla olanlara elçi olarak gönderdik

148

فَـَٔامَنُواْ فَمَتَّعۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ حِينࣲ‏

Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik

149

فَاَسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ اَ۬لۡبَنَاتُ وَلَهُمُ اُ۬لۡبَنُونَ

Şimdi sor şunlara: "Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı

150

أَمۡ خَلَقۡنَا اَ۬لۡمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثࣰ ا وَهُمۡ شَٰهِدُونَ

Yoksa biz, melekleri, bunların tanıklık ettikleri bir sırada, dişiler olarak mı yarattık

151

أَلَآ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَيَقُولُونَ

Dikkat edin, onlar, iftiralarının bir eseri olarak mutlaka şöyle diyecekler

152

وَلَدَ اَ۬للَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ

Allah doğurdu!" Vallahi onlar yalancıdırlar

153

أَصۡطَفَى اَ۬لۡبَنَاتِ عَلَى اَ۬لۡبَنِينَ

Allah, kızları oğlanlara tercih mi etmiş

154

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Ne oluyor size, o nasıl hüküm veriyorsunuz

155

أَفَلَا تَذَّكَّرُونَ

Hâlâ düşünüp ibret almıyor musunuz

156

أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَٰنࣱ مُّبِينࣱ‏

Yoksa apaçık bir kanıtınız mı var

157

فَأۡتُواْ بِكِتَٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Eğer doğru sözlülerseniz, hadi getirin kitabınızı

158

وَجَعَلُواْ بَيۡنَهُۥ وَبَيۡنَ اَ۬لۡجِنَّةِ نَسَبࣰ اۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ اِ۬لۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ

Allah´la cinler arasında bir nesep oluşturdular. Yemin olsun, cinler de bilmiştir kendilerinin Allah huzuruna mutlaka getirileceklerini/cinler de bilmiştir, bunların Allah´ın huzuruna mutlaka çıkarılacaklarını

159

سُبۡحَٰنَ اَ۬للَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah arınmıştır bunların nitelemelerinden

160

إِلَّا عِبَادَ اَ۬للَّهِ اِ۬لۡمُخۡلِصِينَ

Allah´ın samimi, seçkin kulları, bunların yaptıklarından uzaktır

161

فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ

Siz ve kulluk ettiğiniz şeyler

162

مَآ أَنتُمۡ عَلَيۡهِ بِفَٰتِنِينَ

O´na karşı kimseyi fitneye düşüremezsiniz

163

إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ اِ۬لۡجَحِيمِ

Cehenneme salınacak olan müstesna

164

وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Bizim, istisnasız herbirimizin bilinen bir makamı vardır

165

وَإِنَّا لَنَحۡنُ اُ۬لصَّآفُّونَ

O saf saf dizilenler elbette biziz

166

وَإِنَّا لَنَحۡنُ اُ۬لۡمُسَبِّحُونَ

O durmadan tespih edenler elbette biziz

167

وَإِن كَانُواْ لَيَقُولُونَ

O inkârcılar şunu da söylüyorlardı

168

لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰ ا مِّنَ اَ۬لۡأَوَّلِينَ

Eğer katımızda öncekilere verilenlerden bir öğüt/bir düşündürücü olsaydı

169

لَكُنَّا عِبَادَ اَ۬للَّهِ اِ۬لۡمُخۡلِصِينَ

Elbette biz de Allah´ın samimi kullarından olurduk

170

فَكَفَرُواْ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Fakat ardından onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler

171

وَلَقَد سَّبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

Yemin olsun, elçi olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz hükümleşmişti

172

إِنَّهُمۡ لَهُمُ اُ۬لۡمَنصُورُونَ

Onlar, yardım görenlerin ta kendileri olacaklar

173

وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ اُ۬لۡغَٰلِبُونَ

Ordularımız, galip gelenlerin ta kendileri olacaklar

174

فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Bir vakte kadar onlardan yüz çevir

175

وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

Gözün, üstlerinde olsun; yakında görecekler

176

أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ

Azabımız gelsin diye acele mi ediyorlar

177

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَآءَ صَبَاحُ اُ۬لۡمُنذَرِينَ

Azap, yurtlarına indiğinde, uyarılanların sabahı ne kötü olacaktır

178

وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِينࣲ‏

Yüz çevir onlardan belli bir vakte kadar

179

وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ يُبۡصِرُونَ

Ve gör neler olacak. Onlar da görecekler

180

سُبۡحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ اِ۬لۡعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

Senin Rabbinin, o ululuk ve kudretin Rabbinin şanı yücedir onların verdiği sıfatlardan

181

وَسَلَٰمٌ عَلَى اَ۬لۡمُرۡسَلِينَ

Selam olsun tüm hak elçilerine

182

وَاَلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ اِ۬لۡعَٰلَمِينَ

Hamt olsun âlemlerin Rabbi Allah´a