❓ سوال
🏛️ HanefiTasavvuf ve tarikat akımı, taklit ve gabileşme hastalığına karşı çare olmuş mudur?
📗 شرعی حکم
Değerli kardeşlerim, İslam dini, insanın hem dış dünyasını (ibadet, muamelat) hem de iç dünyasını (kalp, niyet, ihlas) imar etmek üzere gönderilmiş bir rahmet rehberidir. Sorunuza Hanefi mezhebinin ve Ehli Sünnet akidesinin bakış açısıyla, Kur'an ve Sünnet ışığında şu şekilde cevap verebiliriz:
Tasavvuf ve hakiki tarikatlar, özünde dini sadece şekilsel bir kalıp olarak gören kuru bir taklitçiliğe ve şuursuzluğa (gabileşmeye) karşı en büyük çarelerden biri olarak doğmuştur. Çünkü İslam'da "taklit", körü körüne bağlanmak değil; ilimde ve amelde bir üst kademeye geçmek için bir basamaktır. Tasavvuf ise bu basamağı aşarak dini "yaşantı" haline getirmeyi, yani ihlası hedefler.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:
"Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir; onu kötülüğe gömen de zziyana uğramıştır." (Şems, 9-10)
Hadis-i şerifte ise Resulullah (s.a.v.) Efendimiz kalbin önemini şöyle vurgular:
"Şüphesiz vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o sağlıklı olursa bütün vücut sağlıklı olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Biliniz ki o kalptir." (Buhari, İman, 39)
Hanefi mezhebinin büyük imamlarından İmamı Azam Ebû Hanife Hazretlerinin (rh.), hayatının son döneminde tasavvufi derinliğe yöneldiği ve "İmam Cafer b. Muhammed ile geçirdiğim o iki yıl olmasaydı Numan helak olurdu" dediği nakledilir. Bu durum, fıkıh ilminin (zahirin) kalp tasfiyesi (batın) ile taçlandırılması gerektiğinin en güzel delilidir.
Özetle; tasavvuf, sünnete sımsıkı bağlı kalmak şartıyla, insanı körü körüne taklitten kurtarıp "marifet", "muhabbet" ve "ihlas" bilincine ulaştıran nebevi bir eğitim metodudur. Ancak bu metodun Kur'an ve Sünnet ölçülerinden sapması halinde, yine eleştirdiğimiz o gabileşme hastalığına kapı aralayabileceği de unutulmamalıdır. Ölçümüz her zaman Kitap ve Sünnet olmalıdır.
Selametle kalınız.